Yabancıların Türkiye'de Dava Açması - ONGUR&PARTNERS

BLOG

Yabancıların Türkiye'de Dava Açması


YABANCILARIN VE TÜRKİYE’DE MUTAD MESKENİ BULUNMAYAN TÜRK VATANDAŞLARININ TÜRKİYE’DE DAVA AÇMASI

Yabancı gerçek ve tüzel kişiler ile Türkiye’de mutad meskeni bulunmayan Türk vatandaşlarının Türkiye’de açacakları davalarda izlenecek usul Türk vatandaşlarının açacakları davalarda izlenmesi gereken usulden farklı değildir. Bu konuda mevzuatımızda iki farklı yerde normal usulden farklılık arz eden düzenlemeler bulunmaktadır.

 

İlk olarak, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 84 uyarınca, ‘’Türkiye’de mutad meskeni bulunmayan Türk vatandaşı dava açarken, davaya müdahil olarak katılırken veya takip yaparken teminat göstermekle yükümlüdür.’’

 

5718 sayılı MÖHUK’ta yer alan teminata ilişkin düzenlemenin, HMK’daki düzenlemeye göre daha kapsamlı olduğu söylenebilir. Zira MÖHUK’un 48. maddesine göre, ‘’Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya takipte bulunan yabancı gerçek veya tüzel kişiler teminat göstermek zorundadır.’’ Görüldüğü üzere, HMK kapsamındaki teminat Türkiye’de mutad meskeni bulunmayan Türk vatandaşları için uygulanırken; MÖHUK’ta düzenlenen teminat ülkemizde dava açan bütün yabancı devlet vatandaşları ile hiçbir devlet vatandaşlığında bulunmayanlara uygulanır.

 

Türkiye’de dava açacak, davaya katılacak veya takip yapacak yabancı gerçek veya tüzel kişiler için teminat göstermek bir zorunluluk olmakla birlikte, MÖHUK’un 48. maddesinin 2. fıkrasında, “Mahkeme, dava açanı, davaya katılanı veya icra takibi yapanı karşılıklılık esasına göre teminattan muaf tutar.” hükmüne yer verilmiştir. Söz konusu hükme göre, teminat gösterme yükümlülüğü, karşılıklılık esasına tabi tutulmuş olup bu şart gerçekleşirse yabancıdan teminat istenmeyecektir. Karşılıklılık esası Türk hukukunda ahdi, kanuni ve fiili olmak üzere üç şekilde sağlanmaktadır. Ahdi karşılıklılık, Türkiye ile teminat göstermesi gereken gerçek ya da tüzel kişi davacı, davaya katılan ya da icra takibi yapan kişinin vatandaşı olduğu devlet arasında bir istinabe ya da teminat muafiyeti anlaşmasının varlığı halinde sağlanmış olmaktadır. Türkiye, Lahey Sözleşmeleri’nden olan 1954 Hukuk Usulüne Dair Sözleşme[1]’ye taraf olduğundan, bu sözleşmenin 17. maddesi gereğince sözleşmeye taraf olan diğer ülke vatandaşlarından teminat talep edememektedir. Sözleşme’nin 17. maddesi hükmüne göre;

‘’ Akit Devletlerden birisinde ikamet eden ve diğer bir Devlet mahkemeleri huzurunda davacı veya müdahil olarak bulunan Akit bir Devletin vatandaşlarından yabancı olmaları veya o memlekette ikametgâh veya meskenleri bulunmaması sebebiyle, ne isim altında olursa olsun, herhangi bir teminat veya depozito istenemez. Aynı kaide mahkeme masraflarını karşılamak için davacı veya müdahilden istenen tediyata da tatbik olunacaktır. Akit Devletlerin, vatandaşlarının ikamet şartı olmaksızın teminat akçesinden veya mahkeme masraflar karşılığı tediyattan muaf tutulmalarını derpiş ettikleri sözleşmeler tatbik olunmaya devam edilecektir.’’

 

Bu sözleşme hükmü gereğince, Türkiye’de teminattan muaf olabilecek ülke vatandaşları sözleşmeye taraf olan ülkeler baz alınarak belirlenebilecektir. Bu ülkeler şu şekilde sayılabilir:

Almanya, Arjantin, Arnavutluk, Avusturya, Belarus (Beyaz Rusya), Belçika, Bosna-Hersek, Çek Cumhuriyeti, Çin (sadece Makau Özerk Bölgesi), Danimarka , Ermenistan, Fas, Finlandiya, Fransa, Hırvatistan, Hollanda, İspanya, İsrail, İsveç, İsviçre, İtalya, İzlanda, Japonya, Karadağ, Kırgızistan, Letonya, Litvanya, Lübnan, Lüksemburg, Macaristan, Makedonya, Mısır, Moldova, Norveç, Özbekistan, Polonya, Portekiz, Romanya, Rusya Federasyonu, Sırbistan, Slovakya, Slovenya, Surinam, Ukrayna, Vatikan.

 

Bununla birlikte, 1954 tarihli Hukuk Usulüne Dair Sözleşme teminat muafiyeti bakımından tek bakılacak çok taraflı anlaşma değildir. Buna ek olarak, 1961 tarihli Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Sözleşme m. 16; Nafaka Alacaklarının Yabancı Memleketlerde Tahsili ile İlgili Sözleşme m. 9; Çocuklara Karşı Nafaka Yükümlülüğü Konusundaki Kararların Tanınması ve Tenfizine İlişkin Sözleşme m. 9; Nafaka Alacakları Konusundaki Kararların Tanınmasına ve Tenfizine İlişkin Sözleşme m. 15-16; Avrupa İkamet Sözleşmesi m. 9’da da teminat muafiyetine ilişkin düzenlemeler öngörülmektedir.

 

Ahdi karşılıklılık, çok taraflı anlaşmalara taraf olarak sağlanabileceği gibi; iki taraflı anlaşmalar yapmak suretiyle de ülkeler, birbirlerinin vatandaşlarına teminattan muafiyet tanıyabilecektir. Bu kapsamda Türkiye; Almanya, Arnavutluk, Avusturya, Azerbaycan, Bulgaristan, Cezayir, Çek Cumhuriyeti, Çin Halk Cumhuriyeti, Danimarka, Dominik Cumhuriyeti, Filipinler, Finlandiya, Gürcistan, Hırvatistan, İngiltere, İran, İsviçre, İtalya, Irak, Kazakistan, KKTC, Kuveyt, Macaristan, Makedonya, Mısır, Moldova, Norveç, Özbekistan, Polonya, Pakistan, Romanya, Suudi Arabistan, Tacikistan, Tunus, Ürdün ve Yemen ile anlaşmalar imzalamıştır[2].

 

Kanuni karşılıklılık, söz konusu yabancı gerçek ya da tüzel kişinin vatandaşı olduğu devletin kanunlarında teminat göstermeyi düzenleyen hükümlerin MÖHUK’un 48. Maddesindeki şartlardan daha ağır olmamasını ifade etmektedir. Bu iki karşılıklılık durumu bulunmuyorsa ancak söz konusu devletin mahkemelerindeki fiili uygulama Türk vatandaşlarının o devlette dava açabilmesi için teminat göstermelerini gerektirmiyorsa fiili karşılıklılığın var olduğu sonucuna varılır. Ayrıca MÖHUK’un 48. maddesinin gerekçesi uyarınca ahdi, kanuni veya fiili karşılıklılık bulunmasa dahi mahkeme söz konusu yabancıyı teminat göstermekten muaf tutabilecektir. Bu durumda, Türk hâkiminin, yukarıda açıklanan üç tür karşılıklılık halinden birinin var olmadığı hallerde dahi, yabancı kişiyi teminattan muaf tutmak konusunda takdir yetkisinin bulunduğu söylenebilir.

 

MÖHUK kapsamındaki teminat gösterme yükümlülüğü mahkemece re'sen dikkate alınması gereken bir husustur. Zira Yargıtay kararlarında da yabancının teminat gösterme yükümlülüğünün kamu düzenini ilgilendirdiğine yer verilmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 11.10.1988 tarih ve E.1988/2749 ve K.1988/5770 sayılı kararında; yabancılık esasına dayalı davalarda teminat gösterme yükümlülüğünün yargılama giderlerini ve ödenmesi gereken harç ve benzeri kamu giderlerini de kapsadığı ve kamu düzenini ilgilendirdiği belirtilmiştir.  Yabancı davacının teminat göstermekten feragat etmesi sözleşme ile hüküm altına alınmış veya dava aşamasında davalı tarafından beyan edilmiş olsa bile, mahkeme nezdinde bu feragat geçerli olmayacaktır. Yargıtay’ın yerleşik içtihatları da dikkate alındığında, karşılıklılık esası olmayan hallerde teminat gösterilmedikçe mahkeme olayın esası hakkında inceleme yapamaz. Mahkemenin bu yönde bir feragati geçerli sayarak davanın esasına ilişkin karar vermesi halinde ise ilk derece mahkemesinin vermiş olduğu karar Yargıtay tarafından bozulmaktadır.

 

Mevzuatımıza göre, Türkiye’de mutad meskeni bulunmayan Türk vatandaşları HMK m. 84 uyarınca Türkiye’de dava açarken teminat göstermekle yükümlü olmakla birlikte; yabancıların Türkiye’de dava açtığı, davaya katıldığı veya icra takibi yaptığı durumlarda ise MÖHUK’un 48. maddesi uygulama alanı bulacak ve yabancının vatandaşı olduğu devlet ile Türkiye Cumhuriyeti arasında bir ahdi, kanuni veya fiili karşılıklılık olup olmadığına bakılacaktır. Karşılıklılık yoksa ve Türk hâkim takdir yetkisini kullanarak yabancıyı teminat göstermekten muaf tutmadıysa, dava veya icra takibinin devam etmesi için yabancı kişinin teminat göstermesi gerekmektedir.

 

 

 

 

[2] TÜTÜNCÜBAŞI, Uğur; ‘’Milletlerarası Usûl Hukukunda Teminat Gösterme Yükümlülüğü’’, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 12, Sayı 2, 2010, s. 207.